Sadaka

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Yıllar önce Türkiye’de bir hayır derneğinde çalışırken, belirli zamanlarda muhtaç insanlara yardım amacıyla bazı ailelerden derneğimize yardım toplardık.

Ben de bu konuda bir hayli heyecanlı ve azimliyim, ama para istemeye de bir o kadar çekiniyorum. Kendi çevremden bir liste hazırlayıp, planımı yaptım. Önce bu kişilerle iyi dialog kurup, sadece yardım toplamak için gelmediğimin altını çizerek periyodik olarak ziyaretlerine gidiyorum, faaliyetlerimize davet ediyorum, yapılan yardımlar nereye gidiyor gösteriyorum falan... Bu böyle güzel bir dostluk alışverişi dairesinde devam ediyor, alan memnun satan memnun anlayacağınız.
Fakat içlerinden A. Hanım biraz tereddütlü, sanki neyi ne için yaptığını bilmez, neyin nereye gittiğini anlamaz bir halde, ben de üzerine varmıyorum, anlayış gösteriyorum. Ama bazen de gençliğin verdiği bir heyecanla niye tereddüt gösterdiğini de anlayamıyorum, istiyorum ki ben nasıl hemen kabullendiysem, onlar da öyle kabullensinler.
Bir gün amacımı anlatmaya karar verdim, cesaretimi topladım ve kendisine belli bir miktar yardım yapıp yapamayacağını sordum. Bana "Zaten sen beni paradan başka bir şey için aramazsın." demez mi? Zaten para lafından haddinden fazla çekinen ben, ne hale geldim, hiç unutamam. 6. katta oturuyorlardı, o katları nasıl indim, yarım saatlik yolu nasıl yürüdüm ve eve nasıl geldim bilmiyorum. Kelimeler boğazıma düğümlendi kaldı, annem halime üzülüyor, benimle beraber ağlıyor, ama elinden bir şey gelmiyor. Sadece "sen Allah rızası için istedin, o da bunu anlamamış, üzülme evladım" diyor, ama benim yarama melhem olamıyor. Ben o gece hiç uyumadım, kendi kendime kızdım durdum.
Ertesi gün, akşam üzeri telefon çaldı. A. Hanım telefonda ağlıyor. Ne olduğunu anlayamadım, ben de telaşlandım. Meğer kasadaki bütün altın, mücevherat ne varsa o gece hırsız alıp götürmüş. Ne o bana "sen istedin ama ben senin istediğini vermedim, bundan oldu" diyebildi ve ne de ben ona "yaa gördün mü, çalınan altınlarının değerinin belki de beşyüzde bir miktarını Allah için verecektin, hem de sevap kazanacaktın, ama vermedin, hem sevaptan, hem altınlarından oldun" diyebildim. Zaten söylemeye de gerek yoktu, her şey ortadaydı. Sadece "Allah, Allah, Allah, Allah..." diyebildim, hepsi o.....
Peygamber Efendimiz (sas) buyuruyor ki, "Sadaka maldan hiç bir şey eksiltmez; Allah, affeden kulun sadece şerefini yükseltir; herhangi bir kimse, Allah için tevazu gösterirse, Ulu ALLAH mutlaka onun derecesini artırır."
Rabia YENER

10 yorum:

tedarikmucize dedi ki...

Vermeyi çok seviyorum. Sanki bu aralar az veriyorum ve paramın bereketide kalmadı. Niye böyle oldum bilmiyorum. Allah ıslah etsin.

Adsız dedi ki...

Veren el alan elden ustundur....

Adsız dedi ki...

Verev el alan elden ustundur...

Bir Anne dedi ki...

Vermenin keyfine varinca aslinda, aslinda saklamak yuk geliyor insana zamanla. Hele bir de mukafatlarini, cennetteki bire cok karsiliklarini duyunca verecek yer aramali, hic durmamali.
Tesekkurler bu guzel paylasim icin.

Adsız dedi ki...

Hayırlı olsun dileklerimizle..

Hikaye için söylenecek bi söz yok zaten.. hersey ortada..

Muhabbeten :))

Adsız dedi ki...

aa

Adsız dedi ki...

Hos bir yazi,etkilendim dogrusu...

Adsız dedi ki...

Ziyaretiniz icin tesekkurler

Adsız dedi ki...

Teyzecim benim .O zamanlarda ne aşk ne azim var di ,ben şahidim azminize,Allah nasip etmeyince neylesin kimsenin en küçük iyiliği bile zayi olmayacaktir.. Seni çokk seviyorum .

Adsız dedi ki...

Her insanin bir imtahani oluyor,kimi malindan kimi canindan,kimi canindan cok sevdiklerinden.Allah imtahanlari hakkiyle basamayi nasip etsin.Ben de seni seviyorum.

 
AKWA - by Templates para novo blogger