26 Eylül 2008 Cuma
Cennetin bir kapısı varmış. Allah’ın cenneti hak eden kulları için amellere göre sınıflandırıp, taliplilerini çoğaltmak ve onlara hususi bir lutufta bulunmak için yarattığı bu kapılardan biri özelikle ilgimi çekti. Genişliği o kadar akla hayale sığmaz derecede ki çok süratli giden bir atlının beşyüz senede bir ucundan diğer ucuna yetişebildiği bu kapıdan girebilmek için adeta can atıyorsunuz. Bu denli geniş olan kapıdan Müslümanlar izdiham halinde geçeceklermiş. O denli ki omuzları birbirlerine değerek yahut sıkışarak ve zahmetle.. İnsan kapının genişliğine veya onu yaratan Rabbimizin kudretine değil, bağışlama ve lutuf hazinesinin bolluğuna hayret ediyor. Demek bunca kusurumuza ve vefasızlığımıza rağmen aramızdan çok büyük bir talihliler topluluğu cennetin kapılarından içeri doluşacak, affedilecek, nimetlere nail olacak!
Her amelde kat kat sevaplar halk eden Rabbimiz ayrıca, günahlarla haşır-neşir olan, her işi gaflet ve ihmal olan biz kullarını mağfiret denizine dahil edip dünya ve ahiret nimetlerini ihsan etmek için adeta sebepler ve bahaneler yaratır. Bu bahaneler ve sebepler o kadar çoktur ki bir günaha meyledip ondan vazgeçmek bile bir sevaba tekabül ediyor. O’nun sevap sebepleri, mükafat çeşitliliği ve bolluğu karşısında hayretten hayrete düşüyor, ister istemez cennet hayalleri kuruyorsunuz. Ümitsizlik kapsının tamamen kapanmasına sebep olan, şu az önce söylediğim cennet kapısının devasa ebatlerı ise insanda o kapının dışında kalmayacakmış ümidini filizlendiriyor. Yani Yüce Rabbimiz bütün kullarının kalbine “siz de cenneti hak edebilirsiniz, hatta istediğiniz kapısından girebilir, yarattığım nimetlere erişebilirsiniz” diye müjde veriyor. E tabi bu müjdeyi alanlar da bir çalışma ve gayret sonucunda elde edeceği göz kamaştırıcı armağanı hak etmek için aşka gelen çocuklar gibi hevesle çalışmaya koyuluyorlar.
O bağışlanma ve lutfa erme sebeplerinden biri de Ramazan ayı. Her zaman affa uğramak mümkün ama üç aylar ve özellikle Ramazan ayı bu işe tahsis edilmiş. Badem gibi kıymetli bir çekirdeği kayısı meyvesi ile bezeyip içini dışını lezzet ile kuşatan Rabbimiz sırf Kadir gecesine olan iştiyakı artırmak için, hazineyi sakladığı mahfazayı bile mücevherat ile donatmış. Onu öyle mahir biçimde saklamış ki bütün bir Ramazan ayını onu aramak ve ona ermek hevesiyle geçiriyoruz.
1000 aydan daha hayırlı bu ayın kaç ömre bedel olduğunu merak edip hesaplayanlar olmuştur: Tam 83 yıl. Yani bizim ülkemizdeki ortalama insan ömründen daha fazla. Biz şuna bir insan ömrü diyelim. Yani biz bir tek geceyi, bir tek kadir gecesini ihya etmek şerefine nail olsak, 83 senelik yepyeni bir ömrü satın almış olacağız. Ya da ömürde 10 defa Kadir gecesini ihya edebilsek, 83 yıllık ömrünü Allah Teala Hz.nin rızasına uygun şekilde yaşanmış bereketli, hayırlı, feyizli 10 ömürlük sevabı hanemize dahil etmiş olacağız. Sevabı bu denli büyük olan Kadir gecesini ihya amelinin insan ruhunda ve hayat anlayışında ne büyük değişimlere ne büyük düzelmelere sebep olacağı da ayrı bir kâr hesabı.
Hasılı kadir gecesinin ihyası akıllı ve iyi hesap yapabilen insanların kârı. Cennetin o devasa kapısından akın akın girecek olan Müslümanların arasında olamamak, sunulmuş bunca imkana ve fırsata rağmen mümkün olmuyorsa kar-zarar hesaplarımızda büyük açıklar olduğunu gösterir. Bu gece o açıkları kapatmak için verilen fırsatların en büyüğü. Kolları sıvayıp işe girişmeli. Bakalım neler yapabilirmişiz diye araştırdım. Pek kolayca yapılacak işleri tesbit ettim. Liste haine getirdim ve evin görünür bir yerine astım. Haliyle ev halkının da iştirak edeceği ibadetlerden daha büyük bir hayır bekliyorum. Zira her Müslüman kendi ailesinden ve onların yaptıkların ve yapmadıklarından mesul tutuluyor. Kendisi namaz kılıp, oruç tutup, türlü ibadet ve hayırlara koşturup evladını veya eşini bunlardan mahrum bırakan insanların bencilliği şaşılacak şey doğrusu. Bu biraz da, biraz değil tamamen, ibadetlerin ve hayırların üzerimizden atılacak birer yük olarak görülmesi ile alakalı. Çocuklarına okul vs. gibi sebeplerle oruç tutturmayan ane-babalar “onun günahı bana” diyerek üzerlerine aldıkları suçu azalttıklarını sanırken bilakis ikiye katladıklarından haberdar değiller. Kendilerince merhamet gösterip sabah namazına kaldırmadıkları, oruç tutturmadıkları, hayır yolunda yormadıkları çocuklarını bu amellerin manevi faydalarından, olgunlaştırma ve ruh yüceltici etkilerinden de mahrum bıraktıklarını fark edemiyorlar. Merhamet adını verdikleri bu ihmal ile büyük bir garaza ve fenalığa sebep olduklarını da fark edemiyorlar. Kaçırılan olan sevaplar, yüklenilen günah ve veballer işin sadece cabası.
Bu sebple Alemlerin Rabbi olan Mevlamız ısrarla ve defalarca ibadetlerin kendisine bir fayda vermediğini, bu ibadetlerden elde edilen ücretin cennet nimetlerinden hatta dünya nimetlerinden en küçüğünün bile karşılığı olamayacağını söylüyor. İbadetler ancak bizi yerin, göğün, halk edilen canlı-cansız her varlığın yegane sahibi olan, göremediğimiz, gücümüz yetmediği için de hissedemediğimiz Rabb-ül Alemin’e, kemale ermeye vesile olarak yaklaştırmak için emredilmiş. Ona yakın olmak gibi büyük bir nimete bütün canların koşuşacağını düşünürsek, ibadet ve kulluk tembelliğine teşvik ettiğimiz bu işin, ev ödevini yapmayan bir çocuğun matematik sorularını çözmek, kompozisyonunu yazmak, araştırmasını yapmakla bir olmadığını anlamalıyız. İbadet ve kulluk muafiyeti merhamet değil kötülüktür. Bu ne yanlış görüştür, ne kör bir merhamettir ki hayırdan uzaklaştırır fenaya yaklaştırır.
Ramazan ayı ibadete ve kulluğa teşvikiçin çok büyük bir fırsattı. Velev ki üstesinden gelemedik, bari Kadir gecesini ihya fırsatını kaçırmayalım. Hem ailemiz hem biz.
Bir kere bu gece, önce mümkün mertebe az ve çok hafif yemekler yiyelim. Bir ayrdır yeterince iyi beslendik. Neredeyse her günümüz “ya hu bu akşam ne yiyeceğiz” diye düşünmekle geçti. İşte beyler evde hanımlar ve çocuklar hep birlikte akşam menüleri hazırladı. Bu akşam tatil ilan edelim. Hatta itikâf yemeği yiyelim. Yani çorba ve kuru üzüm..
Midelerimizi boş tutarsak Ramazan gecelerinin en önemli ibadeti olan teravihi yemekleri sindirmek için değil gerçekten geceyi ihya etmek için kılarız. Bu iki. Kıldığımız namazda yanı başımızda yüzbinlerce melek ile beraber Cebrail As.’ın da olduğunu düşünmek ibadetlerimizi huşu ile kılmamıza yardımcı olacaktır. Zira Kadir suresinde yeryüzüne inecekleri müjdeleniyor. Bu da bize çok büyük birlutuf. Zira meleklerin efendilerinden olan Cebrail As. Seyahat kasdıyla dünyaya gönderilmiyor. Onun diğer meleklerle beraber gelmesi bizim ibadetlerimizin makbul olmasını sağlamak için olsa gerek. Cemaat arasında bulunan ihlaslı bir tek kul, orada bulunan herkesin namazının makbul olmasına vesile olabiliyorsa, binlerce melek ve hususen Cebrail As. Birlikte kılınan namazın ne manaya gelebileceğini düşünün. Sade bu düşünce bile namazımıza ne büyük bir his ve maneviyat katar. Sizi bilmem ama ben omuzlarımın birinin Cebrail As.’a diğerinin de alnı secdeden hiç kalkmayan, her ibadeti kabul edilmiş fedakar bir meleğin omzuna sıkı sıkıya değdiğini düşüneceğim.
Bütün bir ay boyunca fikir temizliğine, hüsn-ü zanna alıştırdığımız düşüncelerimizi Allah Teala Hz. Teksif etmek 3. İşimiz. Bu gece kesintiye uğratmadan, düşüncelerimizi ve kalbimiziOna bağlayalım. Onu düşünelim, esmasını anlamaya ve zatına öylece hitap etmeye çalışalım. Yani her bir ismine zikirlertahsis edelim. Her zaman gücümüz yetmez belki ama en azından bu gece boyunca attığımız her adımı Allahın huzurunda imiş gibi atalım, söylediğimiz sözü duyduğunu ve bizi muhatap kabul ettiğini daha derinden hissetmeye çalışalım. Hesaplı konuşup, ağzımızdan çıkan sözlere dikkat edelim.
Dördüncü işimiz, zaten alıştığımız okumalarımızı bu geceye özel hale getirmek olmalı. Kur’an-ı Kerimden seçtiğimiz özel sureleri sayılarını artırmak gayretiyle okumaya azm edelim. Nimetlerini zikrettiği sureleri daha çok okumaya gayret edelim. Sonra o nimetler üzerinde düşünelim. Bir aydır elde ettiğimiz yakınlığın neticesi olarak yüce kitabımızla daha yakın bir ilişkiye girelim. Düşünelim ki bütün bir Ramazanın ve Kadir gecesinin hayrı işte bu ayetlerin, surelerin hürmetinedir. Hediye bu kadar büyük olan Kur’an-ı Keriminkendikıymeti ne kadar büyüktür!
Beşinci işimiz, Rabbimizin rızasına ermemize vesile olacak olan kelime-i şehadet ve istiğfara devam etmek. Bu ikisini çokça söylemek, düşünerek-hissederek, manalarına vakıf olarak çokça söylemek.
Altıncı işimiz, duaya sarılmak. Bu duaların yine mukaddes kitabımızda Rabbimizin bize talim ettirdiği dualar arasından seçilmesine dikkat etmek ve Peygamber Efendimiz SAS. Tavsiyelerine riayet etmek. Bu tavsiyelerden biri şudur ki cenneti hararetle arzulamak ve cennetten son derece sakınarak uzak olmayı dilemek. Bu ikisi dualarımızın başında bulunmalı ki cennet ehli olan melekler bize “yazık şuna cenneti istemedi, yazık şuna cehennemden Allaha sığınmadı” demesinler.
Hamdolsun içinde bulunduğumuz ayımız ve gecemiz mübarektir. Marifet, bize mübarek olmasındadır. Her isteğin kendisine yöneldiği Mevlamızın kudretinin, af-mağfiret, cennet ve nimet dileklerimizi kabul ile tecelli etmesini niyaz ederiz. Temenni kılar, arzu ederiz ki Ramazan ve Kadir gecesi bütün hayrı ile size, bize bütün ümmete yönelsin.
1 yorum:
Bu yazi bana gencken annecigimin,bizi namaza alistirmak icin ne kadar gayret sarfettigini hatirlatti.Biz gunaha girmeyelim diye nasil ugrastigini hatirlatti.kendi yapsa da icine sinmez,ille bizim de yapmamamizi isterdi.Allah onlardan razi olsun ki,bize bu bilinci vermisler,inatla dogru yola girmemizi istemisler,ne iyi etmisler.
Herkesin Kadir gecesi mubarek olsun,namazlarinizi binlerce melekle beraber kilmak size ve bize nasip olsun.
Yorum Gönder