Bayramınız Kutlu Olsun

29 Eylül 2008 Pazartesi

İnsanın çalışmasının ve gayretinin karşılığını beklemesi ve alması tabiidir. Ramazan ayının mükafatı bayram günleridir. Ne kadar emek sarfetmiş, ne kadar çalışmış, emek sarfetmiş ise bayram o kadar sevinçli gelir coşkulu yaşanır. Eskilerin anlata anlata bitiremediği bayram coşkusu hakkı verilerek tamamlanmış orç günlerinin işareti olabilir mi acaba? Zira aynı orucu tutuyoruz. Yemek yememenin birbirinden farklı biryanı olmasa gerek. Ancak aç kalmakla oruçlu olmak arasında dağlar kadar fark bulunur.
O yüzden orucu sadece aç kalmak olarak tanımlayanlar bayramda sadece “şeker” yer, oruç tutanlar ise orucun son günü affedilme mesti ile birbirlerine cennet nimetlerinin lezzetine davet ederler. Kalbinde saklı müjdeli haberi eşe dosta duyurmak isteyenler kapı kapı dolaşarak herkese eşit olarak dağıtılan mükafatın mutluluğunu paylaşırlar. Herkes birbirinin yüzüne kim önce başlayacak, kim ilk konuşacak diyehem merakla hem heyecanla bakarlar.
Bu tıpkı Hz. Alinin Peygamber efendimizden aldığı müjdeli bir sırı kendini tutamayıp kuyuya fısıldamasına benzer. Böyle anlatıyor Mantık-ut Tayr yazarı Feridüddin Attar Hz. Daha sonra, Allah, o kuyuda son derece uzun bir kamış yaratmış. Oradan geçmekte olan bir çoban da bu kamışın ucunu keserek kendine bir kaval (ney) yapmış. Bu çobanla günün birinde karşılaşan Hz. Muhammed Mustafa SAS, Hz. Ali'ye açıklamış olduğu sırların çobanın kavalından nazlı nağmeler eşliğinde döküldüğünü duymuş. Hz. Ali, yaratılan mûcizeyi görünce de Peygamberimize olan sevgi ve bağlılığına şükretmiş. Bizde ney’e gösterilen itibar bu hadiseye dayandırılır. Hatta bazıları neyin, işiten kulaklar için hala peygamber Efendimizin emsalsiz sözlerini tekrarladığına inanır. Bu sebeple Hz. Mevlana “bu neyin sesi ateştir, hava değildir. Kimde bu ateş yoksa yok olsun” der.
Bayramlarda Peygamber hadisi ile müjdelenen nimetleri birbirlerini tebrikiçin dillendirir oruç tutanlar. Bunda riya yoktur, zira oruç ayından evvel peşin peşin bildirmiştir Rabbimiz. Sanki “ey erenler ey canlar, haydi hazırlanın belki yarın belki ertesi gün, işte böylece hep beraber cennet yoluna düşeceği” diye haber verirler. Her çalınan zilde bir cennet muştusu saklıdır, her gelen misafirin yüzünde cennet erbabının ziyası ışıldar. Karşılıklı oturup cennet planları kursalar yeridirJ Haklarıdır, bu nimete ermek için beklediler.
Yemekler pişrilir, yedirilir içirilir, evde ne var ne yok misafirin önüne çıkarılır. Keselerin ağzı açılır, cüzdanların dibi görünür. Çolukçocuk, büyükküçük bayram harçlıkları ve hediyelere boğulur. Konu komşunun kapıya gelen çocukları boş çevirilmez, eşit miktarda üleştirilmiş bozukluklar her birinin eline bırakılır, yanında şeker veya mendille birlikte. Yolcu olanlar arabalarında, sokakta olanlar kaldırımlarda karşılaştıkça bayramlaşır, kucaklaşır aldıkları müjdeyi elden ele gönülden gönüle ulaştrırlar.
Bazen birileri çıkıp biraz aşırıya kaçan ikramları azaltmak gerektiğini söyler. Sanırım onlar Hz.Mevlana’nın hikayesini bilmiyorlar. Hani daha önce de anlatmıştım: Meczubun biri Mevlanaya Şems geldi demiş. Mübarek sırtındaki hırkasını çıkarıp ona vermiş. Demilerki “Ya Hu! Ne yaptın! O adam yalan söyledi, Şems buralarda edğil ki”.. Biliyorum demiş Mevlana ben bu haberin yalanlına hırkamı verdim, doğru olsaydı canımı verirdim.
Siz cennet müjdesini öyle sıradan bir haber mi zannediyorsunuz. Bu adeta Aşere-i mübeşşerenin hayatta iken cennet müjdesi alması gibi bir şey. Biz az bile seviniyoruz, bayram heyecanlarımız ve coşkularımız çok hafif sayılır. Böyle bir müjde insanda akıl, bedende ruh bırakmaz…. Kimler için hakkıyla oruç tutan, Hakkın rızasına uygun tutan, çok çalışan, çok düşünen, çok Kuran okuyan, çok namaz kılan, meleklere eş olmak için çok gayret edenler için.
Kolayca geçen Ramazan günlerinde kendimizi pek yormamak için hususi çaba sarfettiğimizi düşünürsek az heyacanlı bol telaşlı bayram günlerimizi izah edebiliriz. Hatta bir kısmımız evlerimizden, şehirlerimizden uzaklaşmayı bile düşünüyoruz. Birbirimize verecek müjdemiz olmadığı için kimseyi görmemeyi istiyor ve mümkünolduğu kadar uzaklara gitmeyi istiyoruz. Bahane kolay “başka ne zaman tatil imkanımız var ki”… Bu ciddi bir durum, bütün şehirler bayramlarda boşalacak hale geliyorsa, tedbirin hemen alınması gerekir. Suçluluk duygusu ile baş etmeyi ve bu duygunun tuzağına düşmemenin yollarını bulmalıyız. En kesin çözüm bayramı hak etme yoludur. Yoksa bir takım kaçış yollarına saparak kendimizi kandırmak ya bir ömür huzursuz olmaya ya da daha kötüsü umursamaz bir hale düşmeye sebep olur. O yüzden bayramlaran ve “bayram” eden kişilerden kaçmamalı, asıl kaçılacak şeyin nefsimiz ve onun bahaneleri olduğunu hatırlamalıyız. Her iyi ve güzel his-alışkanlık gibi kötü his ve ahlak da bulaşıcıdır. Bayramı bayram gibi yaşayanlara yakın olmak zamanla aynı hissiyata sahip olmamızı sağlayabilir.
Bayramları, ara tatil gbi görmek alışkanlığından artık kurtulmalıyız. Bedenleri dinlendirirken ruhlarımızı yorduğumuzun farkına varmalıyız. Zira ruh ile beden birbirinden farklıdır. İhtiyaçları da farklıdır. Biri bu dünyanın diğeri “o” dünyanın malıdır. Bitkiyi oksijenle insanı karbondioksitle beslemek ikisinin de ölümüne sebep olur. Allahın bizim için yarattığı ruh dinlendirme, huzur kazanma yöntemlerini bırakıp kendi yetersiz bilgimizle aldığımız kararlar ruhumuzun ömrünü kısaltır. Onun ölümü arkamızdan “ne ruhsuz adam” diyenlerin sayısını artırır. Bayram sevinci, ondan önce Ramazan ve oruç ferahlığı ruhun ömrüne ömür katar, sıhhati perçinlenir, gürbüz ve güçlü olmasını sağlar.
Ramazan huzuru ve Bayram sevinci devasa duygulardır. Tek başına yaşanamayacak kadar büyük olduğunu, bizim biçare gönüllerimizin bu kadar sevinci kaldıramayacağını bilmeliyiz. Bayramlar sevinçlerin hep beraber yaşanması için vardır. Kendi sevincimize başkalarını da dahil etmek, büyütmek, sokağımıza, mahellemize, şehrimize, ülkemize ve bütün dünyaya yaymak için. Yalnızlıkla mücadele için bundan daha güzel bir yol var mıdır? Yalnız insanların mutsuzluğu bundan daha güzel bir yöntemle çözülebilir mi?
Özellikle yardımımıza muhtaç olan kimseler bayramda bayram etmeli. Hem bizim yardımlarımızla bayram etmeli hem de ahiret mükafatını düşünerek orada kimseye muhtaç olmayacaklarını bilerek bayram etmeli. Kimsesizler artık “kimse” aramak zorunda kalmayacakları için bayram etmeli. Dertliler dertlerin ve sıkıntıların sade bu dünyaya has meseleler olduğunu düşünerek bayram etmeli. Hakları hâk ile yeksan olanlar adaletin hiç şaşmadığı o günü hatırlayıp ferahlamalı.
Bayram sevinç ve coşku günüdür. Onu hak edenler sevinir, eğlenir, coşar, taşar. Hak etmeyenlerse bilhassa değil ama kendilerini bu sevinçten kendileri mahrum ederler. Bayram geldi diye coşanlara uzaktan bakar, dudak büker, arkadaşı ödül almış kendi mahrum kalmış yaramaz çocuklar gibi somurtup dururlar. Ne sevinenlerin arasına katılır ne de sevinç emaresi gösterirler..
Görev yine Coşan yüreklerdedir, çünkü onlar bayramın ne demek olduğunu çok iyi bilirler, anlatmasını da. Öyleyse bayramı bütün gönüllere taşıma işi onların görevidir. Bir dahaki bayrama kadar “bayram etme” bilincini herkese ulaştırmalı, yaklaşan Kurban bayramında ellerinde ilk kez bayram yapacak olanların elleri müjdeler alıp müjdeler dağıtmaya koşmalılar. Siz seyredin o zaman bayramı!
Bütün oruçluların bayramı kutlu olsun, sevinci daim, gönülleri şen olsun. Ev ev, sokak sokak dolaşarak sevinçlerini her köşe bucağa taşıyanların bayramı daim olsun. Nice Ramazanlar, nice oruçlar, nice beratlar, nice cennet müjdesi, nice cehennemden azad olma beratı sizlere nasip olsun. Hergün Ramazan olsun, hergün bayram müjdeleri ile dolsun.
Serpil ÖZCAN

0 yorum:

 
AKWA - by Templates para novo blogger