13 Eylül 2008 Cumartesi
Ailece camileri tek tek dolaşmaya herbirinde , herbirine mahsus manevi havayı duyalım, her caminin kendine has cemaati ile birarada bulunalım, ya birinde yahut diğerinde duası makbul kamil kulların hürmetine affedilenlerin arasına karışalım gayreti ile Eyüp Sultan camii ile başladık. Başka türlüsü akla gelemez elbette. Eyüp Sultan adeta İstanbul'un merkezi durumunda.
Aman Ya Rabbi ne kalabalık! İstanbul'un feyzi, bereketi, nur ve hayır kaynağı Eba Eyyup el-Ensari hz.nin bulunduğu beldeden itibaren bütün semti, bütün İstanbul'u hatta bütün Anadolu'yu kuşatan tesiri en sıradan insanların dimağında bile yer etmiştir. Onun Eyüp Sultan Tepesinin hemen eteklerindeki haşmetli kabri Allah ve Resulullah aşkı ile dolan bütün yürekleri cezbediyor. Yanık bütün gönüllerin ilk durağı onun kabir başı oluyor. Edeple sıraya giren insanlar yine edeple ve huzur içinde ayrılıyorlar kabrin başından. Bir de şu kesme şekerleri dağıtmasalar... Sağlık için bile zararlı olan bu sanayi ürününü hayır için dağıttıklarını düşünen temiz kalpli insanlarımız, dualarının kabulünü de bu kesme şekere bağlıyorlar. “Bu da geçer Ya HU” demekten başka bir şey yapamıyoruz.
Oluk oluk Eyüp Sultana akan insanları görünce yüreğiniz kabarıyor. “Ne mutlu, ne has müslümanlar” diyor yaşaran gözlerinizi farkettirmeden siliyorsunuz. Caminin avlusu, çevresi o denli kalabalık, yan yollar bile insan seliyle o denli dolu ki caminin içinde yer bulamayacağımızı sanıyoruz. Yok öyle değilmiş hamdolsun diye içeri adım atarken, o dışardakilerin de bir süre sonra içeri gireceğini düşünüyoruz. Minarelerden yükselen ezan sesini duyanların büyük bir çoğunluğu kendilerine seslenen o ulvi nidayı takip ile içeri, ibadetin o ferah ve kucaklayan havasına koşuyorlar. Beş vakit tekrarlanan, eşi benzeri olmayan, yüceliği o secdelerle yükselenler tarafından anlaşılabilen namaz eda edilipdışarı çıktığımızda namaz öncesine benzer bir kalabalığın hala etrafta dolaşıp durduğunu fark ediyoruz. İlginç, Allah'ın “haydi namaza” hitabından daha ilgi çekici, daha cazip, daha elit bir davet var mıydı ki bu insanlar, sevap kasdı ile geldikleri bu yerde en büyük mükafattan kendilerini mahrum bırakıyorlardı.
Yavaşça, hemen yanıbaşımızda bulunan birine yaklaşıp, selam verdikten sonra sorduk “namaza katıldınız mı, İmam çok güzel namaz kıldırıyor, müezzin de çok içli okuyordu”. Bunu özellikle belirtmiştik ki bazıları jet imamlardan illallah demiş, şöyle sakin sakin namaz kıllınacak camileri sorup araştırmaya başlamışlardı.
Resulullahın mihmandarının yanı başına defnedilmiş olan binlerce nasipli de ona edilen dualardan paylarını alıyorlar. “Yok” dedi muhatabımız “biz sadece ziyarete gelmiştik”. “Nasıl yani” dedik. Şahsen ne demek istediğini anlayamamıştım, yanımdakilerin de anladığını sanmıyorum. Adam “Biz cami ziyaretine geldik, bir de Eyüp Sultan'ı” diye açıkladı. “Niçin” diye bir çırpıda soruverdik. Cevap o kadar hızlı gelmedi. Adamcağız böyle bir soruyu beklemior olmalı ki bir süre düşündü, yanındakilere yardım edin der gibi baktı sonra da “Adet canım dedi, her zaman geliriz biz. Özellikle Ramazanın ilk günlerinde ve Ramazan boyunca devamlı geliriz. Mübarek bir kimse olduğu için geliyoruz. Dua ediyoruz”.... Anladık ki bunu neredeyse bir ibadet olarak kabul etmişler.
İçimden “Tamam da ziyaretine geldiğiniz kişi ömrü boyunca mescitlerden çıkmamış, ibadetini bir an dahi ihmal etmemiş, hayra ve ibadete çağrıldığında koşarak hatta uçarak gitmiş, büyüklüğünü ve bu güne kadar hiçbir zaman azalmamış saygınlığını, mübarekliğini Ekber olan Allah'a güzel kulluğu ile kazanmış büyük bir sahabe. O ibadet etmiş, güzel kul olmuş, dereceler kazanmış, duası makbul bir veli derecesine çıkmış. Biz de onu vesile ederek dualarımızın kabulünü istiyoruz. Bu biraz bedavacılık olmuyor mu? Biz de çalışıp onun mertebesine erişmeye çalışsak, onu tanıyıp uymaya gayret etsek, vakti gelince cemaate koşsak, ardından dua etsek de el açıp yalvarırken yüzümüz kızarmasa”, demek geçti.
Oraya gitmeden insanlar ne evliliklerine başlıyorlar ne de erkek çocuklarının mürüvvetinin tamamlanacağına inanıyorlar. Geliyorlar da geliyorlar, dört bir köşeden, nereden çıktıklarını anlayamadınız insanlar bu topraklara nasıl ve niçin geldiğini düşünmedikleri EyüpSultan Hz.lerine koşa koşa geliyorlar. Bu adet ne kadar zamandır var bilemiyorum. Yani gelinlerin, sünnetlik çocukların, bir haceti olanların oraya gelmeleri hangi tarihten itibaren başlamış bilemiyorum. Ama tarih kitaplarında bizanslıların bile Eyüp Sultan'a hürmet ettikleri yazıyor. İstanbul'un fethiyle birlikte de Sultanların orada kılıç kuşandıkları anlatılıyor. Bu ikisinin alakası açık aslında:
Halid bin Zeyd Hz. 80 yaşında bulunduğu sırada bir gün “Allah cihadı kadın erkek hepinize farz kıldı” manasına gelen bir ayeti işiterek, o sırada İstanbul'un feti için hazırlanan orduya katılarak İstanbul'a geldi. “Sen yaşlısın bırak da artık gençler cihad etsin” diyenlere ayeti göstererek “bakın bakalım burada yaşlılar bunun dışındadır diye bir ibare bulunuyor mu” diyerek atını ve silahlarını getirmelerini emretti. Efradına “Allaha emanet olun” diyerek binlerce kilometre uzaktaki İstanbul'un fethinde bulunmak hevesi ile yola çıktı. Hevesinin kaynağı “burası peygamber müjdesi ile fethedileceği haber verilmiş mukaddes bir beldedir” düşüncesi değildir. O bu mukaddes beldenin kapılarını İslama açacak olan kutlu askerlerin içinde bulunarak Allahın rızasını kazanmak ve emrine itaat etmek için yola çıkmış bir mücahiddir.
Ömrü bu uğurda geçmiş, gazadan gazaya herkes öyle yaptığı için değil Allahın rızasını aramak için koşmuş, İslamı yaymak için sevk edilen ordulara kahramanlığını göstermek için değil, bu hizmeti ifaya iştirak için katılmış; Peygamber meclislerine benim de bir hacetim kabul görür, bir duam kabul edilir temennisiyle değil, yaşayan Kuran olan Allah Resulünden biraz daha ilim alabilmek, görerek öğrenmenin kolaylığından istifade etmek için rağbet etmiş, dualarını dünyalık menfaat dilemek için değil ahiret selameti istemek için yapmış, azimli bir mü'mindir.
Şimdi onun huzuruna doluşan insanlarda, üstelik Ramazan ayında, istekleri ve ahlakları Onun ideallerine ve hayatına benzerlikler olmalıdır. Gençler onun gibi cengaver olmayı istemelidir, orta yaşlılar dünyalıklardan zevk ve safdan onun kadar kolay vazgeçebilmeyi, kadınlar onun eşlerindeki tevekkül ve metaneti, yaşlılar da onun yaşında onun kadar dinç ve hareketli olabilmeyi istemelidir. Hepsi birden onun iman derecesine, onun vardığı manevi mertebelere ulaşmayı istemeli, onun kadar Allah ve Resulullah aşığı, onun kadar ahiret tutkunu, onun kadar cihad ruhuna, onun kadar kul olma şuuruna sahip olmayı yan yakıla arzu etmeli, bu arzunun hararetiyle yanın tutuşmalıdır. Onun sefere çıktığı gün yüreğinde hissettiği gibi zafer idealine kavuşmayı, dünyadaki herşeyden daha çok istemelidir. Yaşıtı olan kadınların ve erkeklerin, hatta gençlerin ve çocukların, onun büyük bir lutuf eseri hayatının sonunda vasıl olduğu gibi bir zaferi yaşamadan ölmemeyi, kabrinde yatan Eba Eyyup el-Ansari Hzni misal göstererk Rabblerinden dilemeleri, bu kutsal mekanda yapılacak en önemli dualardan biri olmalıdır.
Osmanlı Hakanlarının Eyüp Sultan Hz.leri gibi büyük bir cengaver olabilmek, onun İslamı yedi iklime yayma gayretinden nasipdar olmak niyetiyle hemen yanı başında kılıç kuşanmalarını sıradan bir ritüel mi sanıyordunuz. Bu davranışlarıyla “Ey Aziz! Biz de senin gibi din-i mübini İslama fedakarca hizmet edeceğiz. Senin Allah rızasını kazanmak için buraya kadar gelişini örnek alarak senden devraldığımız fetih sancağını sınırlarımızın çok ötelerine taşıyacağız. Kılıcımızı senin usulünce kuşanıp, ölmeden elden bırakmayacağız, senin düşman kalbine saldığın heybet gibi biz de hasımların yüreğini titretirken onların saygı ve hayranlığını da kazanacağız” demiş oluyorlardı.
Cihad ederken şehid düşen bir kahramanın ziyaretçileri, havailer ve mürailer değil; imanı kuvvetli, zekası işlek, yüreği yumuşak, pazusu güçlü civanmertlerle, ideal sahibi evlatlarına bu yatan yüce şahsiyeti misal gösteren, ağzı dualı, duası hayırlı, hayrı Allahın rızasında arayan hatun kişiler olmalı. Onun sünnetlik çocuklarla, gelinlik kızlarla, hacetlerle, adaklarla, ancak nefsi ve dünyalığı için ağlayan açıkgözlerle ne ilgisi olabilir. O düğünlerin, yanı başında yapılan eğlencelerin, değil cihadın, fedakarlığın, azmin, gayretin, seferin ve zaferin timsali olabilir.
Eskiden Feshanede, yıl boyu orda burda gezip tozarak eğlence arayan bir takım kimselerin, safalarını meşrulaştırmak için yaptıkları Direklerarası eğlencelerinin yeniden canlandırılması bir kabristan semti olan, akla hayale gelmedik nice mübarek zatın, Eyüp Sultan Hz. yakın olmak için defnedildikleri yerlerinde rahatsız edilmesine sebep olmaz mı dersiniz? Bir eğlence ayı olmayan Ramazanda, eğlence değil tefekkür mekanı olan Eyüp Sultan semtinde tertiplenen, eskiden beri yanlış bu uygulamanın devam ettirilmesi ibadet, taat, tefekkür ve zikir ayının gece eğlenceleri ile anılmasına, bunun da Ramazandan bir adet olarak kabul edilmesine sebep olması arzu etmeyeceğimiz bir durum. Niçin ecdadın ibadet geleneklerini, tefekkür usullerini, Ramazana mahsus hayır geleneklerini yaşatmak için gayret etmiyoruz da alakasız biçimde ortaya atılan bu eğlence geleneğini sürdürmekte bu kadar gayretkeş oluyoruz. Anlaşılır ve açıklanır gibi değil. Soranlara “gündüz açlıktan eğlenmeye gücümüz olmadığı için geceleri safamıza bakıyoruz” mu diyeceğiz. İlahi bir haz vermekten çok uzak olan bu kültürel faaliyetleri Ramazandan sonraya bırakıp, Halid Bin Zeyd Hz. gib ibadet ve taat önderlerinin ardınca yürümeli. Bu “kültürel eğlenceleri” (!) de böyle mübarek muhitlerde yapmamaya özen göstermeli.
Bu düşüncelerle ayrıldık Eyüp Sultan Hz.nin huzurundan. Bizi eğlendirmek için bunca gayret gösterenlere “bizim eğlenmeye değil, düşünmeye, akletmeye, çalışmaya, ibadete, zikire, fikire, güzel ahlaka ihtiyacımız var. Lütfen bizi en azından Ramazan ayında eğlence tuzağına düşürmeyin” ricasında bulunmak için geç mi kaldık acaba? diye şakalaşarak eve kadar gelmişiz.
Size de tavsiye ederiz, eğlenceyi bir sonraki aya bırakmak kaydıyla, Eyüp Sultana gidin. Hadi, bu defa sadece “sefer ve zafer” kahramanını ziyarete gidin, ders ve ibret almak için, zafer dileyip bulmak için.
Serpil ÖZCAN
2 yorum:
Eyup Sultan`a gidenler lutfen benim icin de guzel bir zafer duasi etsinler.
Eyup Sultan'in manevi havasi gercekten cok farkli, mubarek sahabenin ve daha bircok evliyanin mekani oldugu belli oluyor. Amerika'ya donus yolu icin annem ve kardesim de bizimle Istanbula kadar gelmisken sahur vakti de Eyup Sultana gitmisler. Kardesim sanki umreye gitmis gibi oldum abla, bir canlilik, ilahiler, sahur vakti cok hos bir hava vardi, ev tutup orda bir ay yasamaya kararverdim dedi :) Gercekten oyle.
Esma
Yorum Gönder